SKANDALIN ADI: SAHTE PROFESÖR, GERÇEK CEZASIZLIK.

SKANDALIN ADI: SAHTE PROFESÖR, GERÇEK CEZASIZLIK
Kendisini Orta Doğu Teknik Üniversitesi mezunu gibi tanıtan, sahte doçentlik belgesiyle Aksaray Üniversitesi’nde profesörlük koltuğuna oturan Zehra Zülal Laçin hakkında verilen ceza, kamu vicdanını derinden yaraladı.
Gerçek ortaya çıktığında tablo ağırdı: Akademik kariyer diye sunulan her şey sahte, unvanlar uydurma, temel eğitim seviyesi ise yalnızca lise mezuniyeti. Ancak buna rağmen mahkemeden çıkan karar adeta “ödül gibi” oldu. Laçin’e sadece 1 yıl 3 ay hapis cezası verildi, o ceza da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında rafa kaldırıldı.
Yani ne oldu?
Ne üniversiteye verilen zarar gerçek anlamda karşılık buldu, ne de akademinin itibarı için caydırıcı bir adım atıldı.
Bu olay, sadece bireysel bir sahtekârlık değil; sistemdeki denetim zafiyetinin, liyakatsizliğin ve “nasıl olsa bir şey olmaz” anlayışının açık bir göstergesi. Yıllarını eğitime, bilime veren gerçek akademisyenler emek verirken, sahte belgelerle makam işgal eden bir ismin neredeyse cezasız kalması kabul edilebilir değil.
Soru şu:
Bir kişi sahte belgelerle profesör olabiliyorsa, bu sistemde daha kimler, nasıl denetleniyor?
Ve daha önemlisi:
Bu kadar büyük bir sahtekârlığın bedeli gerçekten sadece bu mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir