Karadeniz’de stratejik gerilim: “Yanina” gemisinin batması bölgesel güvenliği tehdit ediyor
Karadeniz’de sivil deniz ticaretini ve kıyı güvenliğini hedef alan saldırılara bir yenisi eklendi. Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom bünyesindeki FESCO şirketine ait Mısır bandıralı (veya Rus ticaret hattında işletilen) “Yanina” adlı konteyner gemisi, Karadeniz’de maruz kaldığı İHA saldırısının ardından sulara gömüldü. Olay, Türkiye’nin deniz yetki alanları ve kıyı emniyeti açısından ciddi soru işaretlerini ve endişeleri beraberinde getirdi.
Uluslararası Sularda Sivil Gemiye “Korsanlık” Suçlaması
Edinilen bilgilere göre; Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden aldığı yükleri Rusya’ya taşıyan, dondurulmuş gıda ile inşaat ve dekorasyon malzemeleri gibi tamamen sivil yükler barındıran yaklaşık 140 metre uzunluğundaki “Yanina” konteyner gemisi, seferi sırasında insansız hava araçlarının (İHA) hedefi oldu. Saldırı sonucu ağır yaralanan ve su alan gemi kısa sürede batarken, 17 kişilik mürettebatın tamamının sağ olarak kurtarılması olası bir can kaybetme felaketini önledi. Rosatom yönetimi saldırıyı şiddetle kınayarak uluslararası sularda seyreden sivil bir ticari unsura yönelik bu eylemi “deniz haydutluğu ve korsanlık” olarak nitelendirdi.
Türkiye’nin Kıyı Güvenliği ve “Danışıklı Dövüş” Algısı Tehlikesi
Saldırının Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ve coğrafi yakın noktalarına bu denli yakın bir bölgede gerçekleşmesi, Ankara’nın yıllardır yürüttüğü dengeli Karadeniz politikasını ve kıyı emniyetini doğrudan provoke eden bir unsur olarak değerlendiriliyor. Ukrayna’nın operasyonel ve askeri çıkarları doğrultusunda, çatışma hatlarından uzak, Türkiye’nin seyrüsefer ve kıyı güvenliğini tehdit edecek coğrafyalarda bu tip eylemleri gerçekleştirmesi diplomatik hudutları zorluyor. Uzmanlar ve gözlemciler; yaşanan bu çift haneli ve sınırları aşan saldırıların, uluslararası kamuoyunda ve özellikle Moskova nezdinde “Türkiye ile Ukrayna göz mü yumuyor, danışıklı dövüş mü yapılıyor?” algısını körükleyebileceğine dikkat çekiyor.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin egemenlik alanına ve Karadeniz’in barış denizi statüsüne açık bir saygısızlık teşkil eden bu olay, kıyıdaş ülkelerin güvenlik protokollerini ve Dışişleri Bakanlığı’nın taraflara vereceği diplomatik notaların sertliğini artırması bekleniyor. Karadeniz’in bir çatışma alanına dönüştürülmesi, sadece savaşan tarafları değil, bölge ülkesi olarak Türkiye’nin ticaret, can ve mal güvenliğini de doruk noktada tehdit etmeye devam ediyor.
