Dağların Hareketi Tartışması: Kur’an Ayetleri Arasındaki Çelişki İddiası ve Bilimsel Yaklaşım başlıklı bu konu, İslam dünyasında ve teoloji tartışmalarında uzun süredir gündemde olan meselelerden biridir. Kur’an-ı Kerim’de dağların konumu ve hareketliliğiyle ilgili yer alan farklı ifadeler dikkat çekmektedir. Bir kısım ayetlerde dağların yeryüzünü sarsıntıdan korumak amacıyla “sabit” kılındığı vurgulanırken, başka bir ayette ise dağların bulutlar gibi hareket halinde olduğundan bahsedilmesi tartışmaların odağını oluşturuyor.
Kuran’da dağların yeryüzündeki konumu ve yaratılışıyla ilgili öne çıkan ifadeler arasında Lokman Suresi 10. ayette “Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi” buyrulurken, Mürselât Suresi 27. ayette “Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?” denilmektedir. Benzer şekilde Hicr Suresi 19, Enbiya Suresi 31, Fussilet Suresi 10 ve Kaf Suresi 7’de de dağların sabitliği ve yeryüzünü dengede tutma işlevi üzerinde durulur. Ancak bu ayetlerden farklı olarak Neml Suresi’nin 88. ayeti, “Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın halbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler. Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır” ifadesiyle dağların hareketine dikkat çekmektedir.
Farklı ayetlerdeki bu betimlemeler, meal yazarları, tefsirciler ve ilahiyatçılar arasında çeşitli değerlendirmelere yol açmaktadır. Modern bilim, levha tektoniği teorisi çerçevesinde kıtaların ve dolayısıyla dağların yıllık milimetrik ölçülerde hareket ettiğini ortaya koymuş ve bu durumda Neml Suresi 88. ayetteki “hareketsiz sanırsın” ifadesinin, insan gözünün algı sınırlarına göre dağların yerinde duruyor gibi görünmesine rağmen coğrafi ve kozmik bir hareketlilik içinde olduklarına işaret ettiği savunulmuştur. Diğer ayetlerde geçen “sabit” veya “sarsıntıyı önleyici” nitelendirmeleri ise jeolojideki izostatik denge kavramıyla bağdaştırılmakta; buna göre dağlar, yer kabuğunun dengede kalmasını sağlayan kök benzeri yapılarıyla deprem sarsıntılarını dengeleyici bir unsur olarak görev yapmaktadır. Ayrıca metinde yer alan “dört gün” ifadesi, klasik dönemde lafzen zaman dilimi olarak anlaşılırken, günümüz modern tefsir anlayışında kelimenin kökenindeki “evre” veya “aşama” anlamları ön plana çıkarılarak jeolojik zaman çizelgelerine uyarlanmaya çalışılmaktadır. Kur’an metinlerindeki bu lafzî çeşitlilik, hem klasik dönem kelamcıları hem de günümüz araştırmacıları tarafından metnin edebi sanatı, yaratılışın evreleri ve fen bilimleriyle olan ilişkisi bağlamında tartışılmaya devam etmektedir.
